Aşk dediğin elif gibi olmalı, dümdüz, dosdoğru… Aşk dediğin şın gibi olmalı, şeksiz şüphesiz ve üç noktası özü, sözü, gözü anlatmalı… Aşk dediğin kaf gibi olmalı, kaf dağı gibi ulaşılmaz erişilmez olmalı, iki zirvesi iki nokta gibi göğe uzanmalı, biri can biri canan olmalı… Hem kaf aşkın kalbidir onu çıkarınca geriye aş kalır, mide kalır… Aşk gönül işidir; gıdası cananın tebessümü, bir tatlı sözüdür… Alemin var olma sebebi Aşktır, dünya Aşk ile döner, güneş her sabah Aşka gülümser, yıldızlar kara gecede Aşkı aydınlatır, yağmur bile Aşkı yeşertmek için yağar aleme… Aşk dediğin Hz. Hifa hatun ile Hz. Suheyb’in sevdası gibi olmalı… Gülün Nazı, Bülbülün niyazı hep Aşk içindir… Şairlerin yazdığı, ressamların çizdiği hep Aşk değil midir? Hz. İbrahim’in gönüllü girdiği ateşi gülistana çeviren Aşk, Hz. Yusufu Mısır’a sultan eden Aşk, Hz. Muhammed sallallahü aleyhi vesellem efendimizin sidret’ül müntehadan ötelere götüren Aşk … “…..AŞK sözcüğü zaten sözlükte sarmaşık demekmiş. Bir sarmaşık çınarları. servileri nasıl sarmalarsa AŞKta öyle sarıp sarmalarmış çınar gibi yiğitleri, servi boylu dilberleri ve her sarmaşık sardığı ağacı kuruturmuş sonunda dıştan yemyeşil ve güzel gösterirmiş ama içten içe kurutur, çürütür, çökertirmiş….” “…..sevmenin tabakaları muhabbet, AŞK ve dert olmak üzere üç derecedir; -muhabbet odur ki; mahbubunu görürse memnundur, görmezse kaydında devamini oku…